Ev  /   8. BOĞAZİÇİ FİLM FESTİVALİ ULUSAL YARIŞMA FİLMLERİNE DAİR

8. BOĞAZİÇİ FİLM FESTİVALİ ULUSAL YARIŞMA FİLMLERİNE DAİR

8. Boğaziçi Film Festivali Ulusal Yarışma’da yarışan Gelincik, Sadece Farklı, Kumbara, Nasipse Adayız, Ölü Ekmeği, Mavzer, Koku, Gölgeler İçinde, Kodokushi ve Flaş Bellek filmlerine dair kısa kısa.

GELİNCİK:

Reha Erdem’in Jin’i ile başlayan Emre Yeksan’ın Yuva ve Çağla Zencirci’nin Sibel’i ile devam eden ormanın alegorik bir anlatı unsuru olarak kullanıldığı filmlerin son örneği. Filmlerin politik bağlamını dolaylamak için başvurulan bu yöntem, özgünlüğü yitirip klişeleşti bile. Jin, Sibel ve Gelincik’in politik tavrındaki benzerlik de dikkat çekici. Film savunduğu düşünce açısından mayınlı bölgede duruyor.








SADECE FARKLI

Sinemamızda engelli hayatlarına odaklanan çok fazla kısa belgesel gördük. Uzun metraj belgesel olarak da zaman zaman çeşitli yapımlarla karşılaşıyoruz: Ensar Altay’ın Meleklerin Koruyucusu ve son olarak Ümit ve Nursen Çetin Köreken ikilisinin Muhammed Ali filmi gibi. Kurmaca film olarak ise çok fazla örneğine rastlamadık bugüne kadar.

Sadece Farklı hafif otistik bir karakterin yaşamına odaklanıyor. Ne var ki filmdeki engelli karakter temsili, karakterle ve de hikâyeyle temas kurmaya pek imkân vermiyor. Karakterin temsili kadar hikâyenin çatısında da muğlaklıklar var. Filmin sonundaki animasyonlarla da anlatı tamamen başka bir yapıya taşınıyor.




KUMBARA

Teknik olgunluğu ve gerçeklerden beslenen olgun mizahı ile bir ilk filmden fazlasını barındırıyor Kumbara. Büyük bir derdi, derinlikli bir alt metni yok belki filmin fakat hayata dair yüz güldüren zaman zaman da trajikleşen gerçeklikler sunuyor.

Murat Kılıç ve Gülçin Kültür Şahin ayakta alkışlanacak bir oyunculuk koyuyor ortaya ki sanırım filme derece atlatan unsurların başında da bu başarılı oyuncuklar geliyor.






NASİPSE ADAYIZ

Ercan Kesal iyi bir anlatıcı. Kitabından uyarladığı Nasipse Adayız politikanın ve insanın iç yüzüne dair başarılı bir anlatı. Filmin son yarım saatinde filmin ritmi öncesine göre düşse ve film nerede biteceğini kestirememiş duygusu oluştursa da Nasipse Adayız 2020’nin teknik olgunluk ve anlatı açısından iyi filmlerinden.








ÖLÜ EKMEĞİ

Reis Çelik’in âşıklık geleneği izini süren filmi Ölü Ekmeği, hikâyesi açısından çok iyi bir film olabilecekken zayıf bir film olarak duruyor karşımızda. Bu duruma neden olan durum, özellikle oyuncu yönetimi. Filmin dramatik çatısı da iyi kurulamamış. Hem dramatik yapıda hem de oyuncu yönetiminde görülen gerçekliği bozan bu durum filmin kendine has bir anlatı tarzı varmış gibi bir izlenim de doğuruyor. Paracanov’un bakışı çoğaltan üslubuna benzer bu yapının tesadüfi olarak mı yoksa yönetmenin bilinçli tercihiyle mi olduğunu bilmiyoruz. Bu yorum, Âşık Garip ve Ölü Ekmeği’nin coğrafi yakınlığından kaynaklanan bir yanlış okuma da olabilir.




MAVZER

Fatih Özcan’ın ilk uzun metrajlı filmi olan Mavzer, “İnsan insanın kurdudur” önermesini merkeze koyan bir film. İnsanın hırsları için ne denli vahşileşebileceğini iki kardeş ve bir kurt üzerinden kurduğu anlatı ile ele alan Özcan, teknik anlamda oldukça iyi bir filmle seyirci karşısında. Yönetmenin uzun zamandır senarist ve yönetmen olarak sektörde yer almış olması bu olgun dilin izahı için yeterli. Fakat asıl altı çizilmesi gereken nokta, ortaya koyduğu film metni ile neyi nasıl tartıştığını iyi bilen bir yönetmenle karşı karşıya olmamız.

Mavzer kötücül bir film. Anlatının merkezindeki karakterler kötü eylemler üretiyorlar film boyunca. Fakat biraz daha yakından bakınca her karakterin ki buna kurt da dâhil kötülüğünün geçerli gerekçeleri var. Hal böyle iken kötülüğün varoluştan bağımsız ele alınamayacağı, salt iyi veya salt kötünün biraz da kolaycı ve romantik yorumlar olduğu sonucu çıkıyor ortaya. Mavzer işte bu gibi açılardan felsefi okumalara kapı aralayan bir film. Filmin kötülük meselesi bağlamında durduğu yer ise bana kalırsa biraz sorunlu. Zira insanı iyi yapan ürettiği kötülükte kendince haklı olması değil, haklı gerekçelere rağmen kötülük yapmaya karşı koyabilmesidir. En azından içinde bulunduğumuz medeniyet alanı bunu söyler.



KOKU

Annelik, kadınlık kavramlarına ve travmaların psikanalitik açılımlarına odaklanan film; anlatı ve teknik açıdan Türkiye standartları içerisinde başarılı bir yapım. Fakat filmin duygu anlamında yapay kalan bazı tarafları var. Bunun sebebi temelde olay ile mekânın uyuşmazlığı. Film bir Avrupa filmi olsa bu yapısıyla iyi bir film olarak değerlendirilebilirdi. Fakat filmin gerçekliği ile toplum gerçekleri arasında ciddi bir uyuşmazlık söz konusu. Bu durum da filme yabancılaştırdığı gibi aynı zamanda oryantalist bir bakışı var ediyor.







GÖLGELER İÇİNDE

Görsel açıdan oldukça ihtişamlı bir film Gölgeler İçinde. Fakat bu ihtişam aynı zamanda filmin zaafına da dönüşüyor. Çünkü filmin bağlamını ve alt metin bağlarını silikleştiriyor. Filmde zaman zaman ortaya çıkan sosyalist direniş biçimi de yine aynı görsellik karşısında oldukça zayıf kalıyor.

Görsel olarak güçlü, metin olarak zayıf bir film.







KODOKUSHI

Ali Ayçil, Bir Japon Nasıl Ölür? diye sormuştu son şiir kitabında. Bu soruya verilmiş: Japonlar yalnız ölür, cevabının filmi Kodokushi. Yalnız yaşamaya düşkünlükleri ile bilinen Japonların bu yalnızlık içerisindeki ölümlerini aileler, yalnız yaşlılar ve evlerinde yalnız ölenleri evlerinden çıkaran temizlik görevlileri üzerinden konu edinen belgesel; aile, yalnızlık, ölüm temaları üzerine düşünmeyi sağlayan naif bir anlatı.

Ozu’nun aile filmleri geleneği Japon Sineması’nda sürüyor. Hirokazu Koreeda, Naomi Kawase bu geleneğin izini süren yönetmenlerin başında geliyor.  Kodokushi de bu geleneğin izinde yürüyen bir yapım olarak değerlendirilebilir.



FLAŞ BELLEK

Dil ve biçim arayışı üslubunun bir parçası olan Derviş Zaim, bu yönü ile Yeni Türkiye Sineması kurucu kuşağı içerisinde yer buldu ve kabul gördü. Dil arayışı noktasında gelenekle kurduğu bağ her ne kadar formalist kalsa da konuya işaret etmesi ve öncülüğü oldukça önemliydi. Bu yönü üzerinden filmleri ve sineması çokça konuşulan Zaim’in filmleri başka açılardan ise çok fazla konuşulmadı, konuşulmuyor. Özellikle dramatik açıdan usta bir yönetmenin düşmemesi gereken birçok hataya düşüyor Derviş Zaim filmlerinde. Flaş Bellek’te de aynı durumlar söz konusu. Olayın aksiyondan çok diyaloglarla vaaz edilmesi ve özellikle de anlatıdaki acelecilik filme dair acemi bir yönetmenin kamerasından çıkmış izlenimi veriyor. Rüya ve Flaş Bellek’teki performansı ile ustalıktan kalfalığa doğru yol alan bir yönetmen izlenimi uyandırıyor Derviş Zaim.



0345845.png-c_215_290_x-f_jpg-q_x-xxyxx
1002133
1338695
2817208_1920x1080
2828314_3f97df1932211fb24ac31c7150d7ee02
3499400
5860649
50395316911_2fa99596af_k
InPuOu_-qEqKOqOF__CwAg
unnamed
2817208_1920x1080
bogazici-film-festivalini-475_2-41
8-bogazici-film-festivali-nin-ulusal-yarisma-13537222_1361_o
thumbs_b_c_df8da4834a383afef495270d014f1d7a