Ev  /   BBC BELGESEL DİLİ: ASIL GERÇEK KURMACADIR

BBC BELGESEL DİLİ: ASIL GERÇEK KURMACADIR

Belgesel sinema söz konusu olduğunda akla artık BBC fenomeni geliyor. BBC belgesellerini uyandırdıkları ilgi açısından fenomen kelimesi ile nitelemek yetersiz bir anlatım hatta. Belki kült dememiz gerekiyor. Gerçeğe sadık kalması ile değer kazanan belgesel türünün, gerçeğe olabildiğince mesafeli bir anlatım kullanmasına rağmen bu ilgiyi nasıl uyandırdığı ise sorulması gereken asıl soru.

Kolonyalizm yahut egzotik tatların keşfi

Belgesel film söz konusu olduğunda, etrafında dönüp dolaştığımız yerin İngiltere olması bir tesadüf değil, öncelikle bunu vurgulamamız gerekiyor. İngilizlerin genlerinde yer alan kolonyal faaliyetlere oldukça uyumlu bir anlatı biçimidir belgesel. Kaşif ve gezginlerin seyahatnameler ile aktardıkları hikayelerin anlatıcılığını, zamanla belgesel sinema üstlenmiş ve daha ilk filmlerden itibaren egzotik hikayeleri kataloglama görevi görmüştür. Bu faaliyet, öylesine insani ve insana hoş gelecek bir şeydir ki kimsenin aklına “Sizin orada ne işiniz var?” sorusu gelmez. Çünkü belgeseli çekenler egzotik tatları izleyiciye sunmuş ve izleyicinin keşfedip bilmek ile ilgili duygularını kışkırtmışlardır. Belgesel yapımcılarının bilinmeyen topraklara ayak basmalarının sebebi, kendileri dışındaki insanlara o coğrafyalardaki egzotik tatları tattırmaktır. İzleyici de bu durumdan oldukça memnun kalmıştır. Bu iyilik karşısında durup o coğrafyaların sessizce sömürüleceği ihtimalini akıllarına getirememişlerdir. Getirseler dahi bunu dillendirmek artık büyük bir nankörlüktür. Zira yargıladıkları kişiler sayesindedir hoşlantı duydukları onca tat. Yine aynı belgeseller farklı coğrafyalardan insan manzaraları sunarak, o insanların ne kadar insanlıktan uzak ve insanlığa muhtaç olduğunun altını çizmiştir. Belgesellerle görünür olan bu yaşamların egzotikliği İngilizlerin neden orada olduğu sorusunu elden almış, insanlığa muhtaç insan manzaraları da İngilizlerin o bölgelerdeki sürekli faaaliyetlerinin gerekçesini oluşturmuştur.

Kurmaca dili, Klasik dil

Yeni coğrafyaları ve o coğrafyalarda yaşayan canlıları seyrin kışkırttığı hayret duygusu, bilmenin yaşattığı hoşlantı, belgesele ilginin temelini teşkil eder. Bu ilgilerin temelindeki duyguların belgeselle karşılaşıldıktan bir süre sonra sönükleşeceği ihtimali ise hep vardır. Ve bu ihtimale karşı da tedbirler almak gereklidir. İşte bu noktada işin içine klasik kurmaca dili girer. Yani burada şunu demiş oluyoruz: Belgesel film, seyirci ilgisini diri tutmak ve izlenebilirliği arttırmak için kurmaca sinemanın kodlarını kullanmıştır. Endüstri koşullarına uyumlu hale geldikten ve de televizyona girdikten sonra ise tamamen kurmaca kodları ile konusunu anlatma yoluna gitmiştir. Klasik anlatı, kaynağını Aristo’nun Poetika adlı eserinde bulur. Poetika’da, tragedyaların taşıması gereken özellikler ayrıntısı ile anlatılır. Ona göre anlatıların merkezinde korku ve acıma uyandıracak eylemler olması gerekir. Bu duygular iyi ve kötü karakterlerin karşılaşma ve çekişmelerinden meydana gelir. İyiler mücadele esnasında olgunlaşır kendini ve kötüyü aşmak suretiyle galip gelir. Buna şahit olan seyirci de iyinin zafer anına ortak olarak bir rahatlama -katharsis- yaşar. En basit hali ile bu şekilde ifade edeceğimiz anlatı, kalsik sinemanın -Hollywood- da temelidir. Klasik sinema, 1900’lerin başından itibaren bu kodları kullanmak sureti ile anlatı dilini kurar. Griffith bu kodları çekimlere ve kurguya uygular.

Gerçeğin kurgusu

Belgesel sinema, seyirci ilgisine yönelik olarak ve de endüstri koşullarına bağlı olarak klasik kurmaca dilini kullanır tezini bir örnekleme ile açma yoluna gidelim: Örnekleme için seçtiğimiz belgesel, BBC yapımı Human Planet- İnsan Gezegeni belgeselinin ikinci bölümü. Çölde yaşamın konu edildiği bu bölümde, Mali’de yaşayan Mamadu susuz kalan ineklerini oldukça uzaktaki bir su kaynağına götürmek üzere yola çıkar. Hava sıcaktır. Yer yer kum fırtınaları çıkar. Öyle ki bu fırtınalar İngiltere büyüklüğünde bir araziyi kaplayabilir boyuttadır. Mamadu’ya acımak ve ona yaklaşmak için bir çok nedenimiz vardır. Mamadu ineklerini susuzluktan kurtarmaya çalışan genç bir kahramandır. Yani hikayemizin iyi’sidir. Öte taraftan çölde ilerleyen bir fil sürüsü de aynı su kaynağına yaklaşmaktadır. Eğer Mamadu’nun sürüsünden önce ulaşırlarsa su kaynağını tüketme ihtimalleri vardır. Dolayısı ile iyi’mizin karşısında yer alan kötü’dür fil sürüsü. Duygular ve karakterler açısından hikaye kurulmuş oluyor bu şekilde. Şimdi işin içerisine korku yani gerilim katmak gerekiyor. Bu noktada işin içerisine oldukça ürkütücü bir ihtimal giriyor: İnekler ve fillerin su kaynağına aynı anda varmaları. İneklerin ve fillerin suya doğru yaklaşmalarında Griffith’in sinemaya kazandırdığı ve klasik sinemanın önemli anlatı teknikler işe koşuluyor.


Griffith, Bir Ulusun Doğuşu fiminde  ters yönde hareket eden iki ordunun görüntüsünü ardı ardına kurgulayarak birbirlerine yaklaştıkları algısı oluşturmuştur. Aynı kurgu biçimi belgeselde de kullanılır. Mamadu sürüsünün soldan sağa hareketi ile fil sürüsünün sağdan sola hareketi arda arda kurgulanmıştır. İki sürünün birbirine yaklaştığı algısı bu şekilde oluşturulup filmin gerilimi arttırılmıştır.

Mamadu’nun sürüsü ve filler yaşanacak felaket senaryosuna uygun biçimde, su kaynağının başında karşılaşır. Bir süre sessizlik olur. Büyük bir savaş kapıdadır. Gerilim hat safhadadır. Anlatıcı cümleleri ile gerilimi diri tutar. Ve savaş başlar, bir fil ineklere saldırır. İnekler panik halinde kaçışmaktadır. Tam o sırada Mamadu  yani kahramanımız elindeki sopa ile fil ordusunu püskürtmek için devreye girer.  Büyük bir mücadele vermektedir Mamadu… Ve başarır, fil saldırısını püskürtüp su kaynağının başka bir yerine gönderir. İnekleri ile suyun tadını çıkarır. Seyirci Mamadu’nun zaferine ortak olmuş ve inanılmaz rahatlamıştır.

Asıl gerçek kurmacadır

Aslında gerilim ve korku duygularını kışkırtan bu çekişme hiç yaşanmadı. Yaşananlar seyirciye yaşattığı duygulara rağmen tamamen kurmacadır. O savaş hiç olmamış hatta belki filler ve inekler birbirlerine temas dahi etmemişlerdir. Belgeselin sesini kapatarak anlatıcıyı devre dışı bırakıp izleyince yaşandı olarak sunulan her şeyin kurmaca olduğu çok net ortaya çıkmaktadır. Savaş olarak sunulan çekişme durumunun aslında etrafa kaçışan birkaç fil ve inek görüntüsünden ibaret olduğunu anlamak için çok çaba sarf etmek gerekmiyor.

Egzotik keşiflerle kışkırtılan hayret duygusu, yine egzotik keşifler kadar tat veren bilgi parçacıklarıyla yaşatılan bilme zevki, BBC belgesellerinin seyirciyi cezbeden temel noktalarıdır. Kim Empire State binası yüksekliğine çıkan bir kum fırtınasının varlığına kayıtsız kalabilir ki(!) Seyirci ilgisini uyaran bu tür detayların klasik sinemanın kurallarıyla oluşturulan anlatılar ile desteklenmesi sunucunda BBC belgesel türü ortaya çıkmıştır. Ortaya çıkan bu yapının taşımış olduğu tek katıksız gerçek ise, izlenenin artık kurmaca olduğudur. 


0000000524773-1
cbe620c2a22afb2ee8084cd6a928c28d