Ev  /   GERÇEKLİK KUSMUĞU

GERÇEKLİK KUSMUĞU

Merkezine gerçeklik düzleminde, politik meseleleri alarak işe koyulan filmlerin başından kendini sınırladığını düşünüyorum. Zira politikanın şekillendirdiği harca kürek çalarak müdahale etmek, o harcın betonlaşıp müdahaleye kapalı bir yapıya dönüşmesine yol açıyor ancak. Ceylan Özgün Özçelik’ün Kaygı filmi de Türkiye’nin son dönem politik gerçekliklerini merkezine alması ile, bu gerçeklikler üzerinden oluşmuş yapıyı pekiştiriyor.  

Yazının giriş paragrafının da benzer bir ayrışmaya yol açıp bu yazıyı okuyacak iki kişiden birine “kesinlikle haklı” dedirtecekken diğerine “hadi ordan” gibi bir tepki verdirteceğini biliyorum. Paragrafta kastedilen tam da bu. Bir sanat eseri yahut yazınsal metin politik olanı merkeze alarak konuya girdiği anda söz konusu gerçekliğin tarafı olup kendini çekişmenin malzemesi yapıyor. Böylelikle o eser, eser olarak kaplayacağı yerin dışında politikanın var ettiği ayrışmanın kendisine tesisi ettiği, edeceği yere konumlanmış oluyor. Tabi ki bu sanat eserinin gerçekliğe ve politik olana mesafeli olması, hiç konu etmemesi gerektiği gibi bir anlama gelmemeli. Asıl mesele konu edilen gerçekliklerin filmin içerisinde nasıl yer bulduğu, insani olana, gerçeğe vurgu yapmayı başarıp başaramadığı.

Kaygı filmi anlatısını, Türkiye’nin travmatik gerçekliklerinin üzerine bina etmiş yapım. Film, Sivas olaylarının ve de daha güncel gerçekliklerin travmatik düzeydeki etkilerinin altını çiziyor. Bu gerçekliklerin ülkede yaşayanlar için bir kaygı bozukluğuna hatta zamanla şizofreniye dönüştüğüne işaret ediyor.  Film tespitlerini her ne kadar psikolojik bir gerilimle, gerçek zamandan olabildiğine soyutlayarak ve hatta yer yer alegorik bir şekilde yapmaya çalışsa da konu ettiği gerçeklikleri yeterli düzeyde soyutlamayı başaramıyor. Bu durumda izleyene insani ve gerçek bir arınmaya, daha iyi olmaya yönelik bir enerji vermek yerine filmin kurduğu dünyanın şerhinin kapıları ile başbaşa bırakıyor. Bu şerhe girişen izleyici de kendi politik duruşunun gereği olarak filmdeki anlatı unsurlarını çözdükçe filmi çok sevmek yahut filmden çok fazla nefret etmek gibi bir mesafesizliğe kurban gidiyor.

Konu için çizilen karakterin doğru bir karakter olduğu belirtmek gerekli. Filmin politik içeriğinin tartışılmaya açılması için bir tv çalışanını seçmek doğru bir yaklaşım. Fakat filme konu edilen gerçekliğin yoğunluğu altında karalterin kendisi de eziliyor. Burada Türkiye’nin son yıllardaki gündem yoğunluğuna paralel ve gerçekçi bir anlatı kurulması gereği bu yoğunluk olmalıdır, gibi bir tespiti de filmin anlatı düzelminin gerçekçi olmaması ortadan kaldırıyor.

Kaygı filminin biçimsel anlamda kimi denemeleri bariz olmakla birlikte söz konusu denemelerin bir arayışın mı yoksa yönetmenin kendine has sinematografik tutumu mu olduğunu anlamak için Ceylan Özgün Özçelik’in ikinci filmini beklememiz gerekecek. İlk filmde, söz konusu biçimsel unsurların filme tutarlılıkla yayılan bir yapıda olmamasından dolayı bu konuda bir karar vermemiz zorlaşıyor. Oldukça yoğun politik içeriğinin oluşturduğu bulantı hali Kaygı’ya inanıp inanmamak noktasında bir çıkmaz oluşturuyor.


Kaygı-en-yeni-filmler-2
kaygi-filmi
kaygi_gkvv