Ev  /   KÖTÜCÜL BAKIŞ: NURİ BİLGE CEYLAN SİNEMASINDA KÖTÜLÜK

KÖTÜCÜL BAKIŞ: NURİ BİLGE CEYLAN SİNEMASINDA KÖTÜLÜK

Nuri Bilge Ceylan’ın kötülüğe yönelik tavrı ile ilgili olarak nihilist bir yapı gösterdiğini söylemek, doğru fakat kolaycı ve eksik bir yorumdur. Zira nihilizm, özellikle Nietzsche ile kötücül tavrını sorgulamış ve değiştirmiştir. Kötülük, iyiliğin yollarını keşif imkânı sunmuştur. O halde tam anlamıyla nihilist olmayan, çokça benzetildiği Dostoyevski ve filmlerinde eserine atıf yaptığı Çehov’dan da ayrı bir yerde duran Nuri Bilge Ceylan’ın kötülüğü, nasıl bir karakter taşımaktadır?

Sanat, kötülüğe karşı koyabilir mi? Ya da bunu nasıl başarabilir?  Eseri ile kötülüğe karşı koymak, sanatçı için ahlaki bir sorumluluk mudur?… Şüphesiz evet. Gerek Schopenhauer’u referans alarak söyleyelim ve gerekse kendimiz cevaplamış olalım bu soruları, bu böyledir. Sanatçının görevi, kötülüğe karşı koyabilecek güzellikte eserler üretmektir. Peki, aksi mümkün değil midir? Bir sanatçı kötülüğün karşısında durmadan kötücül bir evren inşasında bulunamaz mı? Ve bunu üstelik estetik olarak yapamaz mı? Bu soruların da cevabı şüphesiz evet. Konuya dair örneğimiz Nuri Bilge Ceylan.  Nuri Bilge Ceylan filmografisinde kötülüğün nerede, nasıl durduğuna geçmeden önce, kötülüğün düşünsel tarihine kısaca göz atmakta yarar var.

Kötülüğün Kısa Tarihi

Kötü kimdir ve kötülük nedir? Kötülük türleri nelerdir? Kötülüğün gerçek kaynağı nedir?… Bu sorular yüzyıllar boyunca felsefe ve dinin ilgisini çekmiştir. Kötülüğü tanımlamak, kötülüğün kaynağını tespit etmek ve kötülüğün ortadan kaldırılması için çözüm yolları sunmak, ikilinin kadim uğraşı olmuştur. Kötülük konusu, felsefe ve dinin kesişimindeki bir alanda yer alır. Zira iyilik ve kötülüğe dair düşünce üretmek, Tanrı’yı hesaba katmadan neredeyse imkânsızdır. Kötülüğün Tanrı ile ilişkisi konusunda dinler çeşitli çözümler önermiştir, aynı konu mantıksal olarak ise ilk defa asırlar önce Epiküros (ö. M.Ö 270) tarafından formülleştirilmiştir.  İnsanın mutluluğa olan iştiyakına rağmen mutsuz olması, Tanrı’nın varlığıyla çelişir fikri, meseleyi problematikleştirmiş; buna karşı gelen savunular mesenin asırları aşan bir tartışma konusu olmasına yol açmıştır. Çıkışından itibaren teorik olarak Tanrı ile kötülük arasındaki ilişki üzerinden süren tartışmalar, 19.yy. ile birlikte varoluşsal olarak kötülük problemi ve buna maruz kalan tek tek bireyler arasındaki ilişkiye odaklanmış, mesele kötülüğe rağmen Tanrı; Tanrı’ya rağmen kötülük ekseninden,  kötülüğe insanın kendi varoluşu içinden bakıp çözüm bulma noktasına kaymıştır. Schopenhauer, Kierkegard, Nietzsche ve Albert Camus meseleyi yeni zeminde tartışanların başında gelmektedir. Kötülüğün kaçınılmaz varlığı pesimizm düşüncesine o da nihilizme yol açmıştır. Nihilizm, 19.yy. kadar ortaya konan değerlerin sorgulanması, inkârı veya olumsuzlanması anlamına gelir. Epistemolojik, metafizik, politik ve etik anlamda ortaya konan birikimin, insanın varoluşsal arayışına çare olmadığı ve dolayısı ile bu birikimin ret edilebileceği tezini ihtiva eder.

Nuri Bilge Ceylan Filmografisinde Kötülük

Nuri Bilge Ceylan’ın kötülüğe yönelik tavrı için; -kötülüğün filmlerindeki baskınlığı, iyiliğe yönelik değerlere yer verilmemesi, dolayısı ile doğrudan olmasa da değerlere yönelik dolaylı bir reddiye sunması noktasında- nihilizme yakın olduğu söylenebilir. Fakat tam olarak nihilizm üzerinden yorumlanabileceğini var saymak da hatalıdır. Zira nihilist düşünürlerin bazıları özellikle Nietzsche, kötülüğü kaçınılmaz kabul edip tepkisiz kalmamış, yaşamın değerini anlamak ve yüceltmek konusunda bir ömür mücadele etmiştir. Ona göre değişim göstermesi gereken felsefe veya metafizik değil insandır. Kötülüğün son bulması ancak üstinsan ile mümkün olacaktır. Nuri Bilce Ceylan’da ise kötülük çoğu defa baskın varlık alanını oluşturur. İnsana ve çevreye yayılan bu kötülüğe dair çözüm yolları sunulmaz. Kötülük, bazen mekândan karaktere, bazen de karakterden mekâna doğru süren sonsuz bir gelgitin içinden var olur. Kimi zaman karakterlerle taşınırken bazen de mekâna yayılıp evrende bir kuvve olarak varlığını sürdürür. İyiliğe dair ışık sızdırmayan bu kötü evrenin yönetmen tarafından estetik olarak inşası, bu evreni cazip de kılar aynı zamanda.

Nuri Bilge Ceylan’ın ilk iki filminde (Kasaba, Mayıs Sıkıntısı) kötülük mekâna yayılmış durumdadır. Filmlerin mekânı olan taşranın taşıdığı kötülük, sıkıntıdır. Sıkıntı hali, sıkıntıyı yaşayan karakterler ile ilan olunur. Bu sıkıntı çocuksu masumiyetleri dahi etkisi altına alır, dönüştürür. Kasaba’da Asiye’nin soluk durgun bakışları bu duruma örnektir. Masumiyeti almakla kalmaz, çocukların da kötü olduğu bir evrene dönüşür mekân. Ali’nin öleceğini bile bile kaplumbağayı ters çevirmesi böylesi bir evrenin işaretidir. Uzak’ta taşraya ait sıkıntı kente taşınmış, kent sıkıntısı ile birleşmiştir. Yusuf’un varlığıyla taşınanın bu güçlü sıkıntıya rağmen kötülük; Mahmut’un yabancılaşmış, bencil kişiliğinde daha belirgin sergilenir. Mahmut, kendisinin geçmiş yaşantısı ile yaşantısı benzeştiği halde, ötekileştirdiği Yusuf’tan rahatsız olmakla kalmaz, onu sindirmek için çaba sarf eder. İklimler’de İsa karakteri kötülüğün temsilcisi olarak varlık bulur. Mimar olan İsa’ya göre insan mimari bir figür olmaktan öte bir anlam taşımaz. İnsana yönelik bu kötücül bakış, İshak Paşa Sarayı önüne dikip fotoğrafladığı taksiciye bakarken de, eşi Bahar’a yönelik yaklaşımında da kendisini gösterir.  İsa’nın içinde bulunduğu anlamsızlık sarmalı onu daha kötüyü yapmaya sevk eder. Filmdeki tecavüz sahnesi, kötülüğe kötücül bir müdahale olarak okunabilir.

Üç Maymun ise bir kötülük gösterisidir adeta.  Cinayet, yasak ilişki, paylaşılan suçlar ve kötülükler karşısında üç maymunu oynama deneyimi… Kentin taşrasında bulunan ev ve çevresi, kötülüğe mekân olurken karakterler kötülüğün taşıyıcısı olma noktasında görev değişimleri yapar ve kötülüğe karşı üç maymunu oynamanın nasıl bir durum oluşturacağına dair bir tür deney gerçekleştirirler. Bir Zamanlar Anadolu’da filminde ise mekânın ve karakterlerin karanlığı birbirine karışmış durumdadır. Asıl kötü olan katilin kötülüğünün peşindeki karakterler, kendi kötülüklerinin karanlığı ile baş başa kalırlar. Filmin tezlerinden biri, kötülük avcılarının da kötü olabileceğidir. Nitekim yapılan kötülükleri aydınlatmada, resmi olarak birinci dereceden sorumlu olan savcının bile kötülük yaptığı ve kötülüğünün lekesini taşıdığı görülür. Kış Uykusu’nda kötülüğün kaynağı samimiyetsizliktir. Aydın’ın davranışlarında bu samimiyetsizliği somut biçimde gözlemlemek mümkündür. Şöyle ki kiracılarını dava edip kira meseleleriyle ilgilenmediğini söyleyen de, hayatında bir kez olsun camiye gitmediği halde İslam’ın yüksek kültür ve medeniyet dini olduğunu yazan da, el öptürmeyi sevmediğini söyleyip el öptürmenin şehvetine talip olan da odur.  Aynı samimiyetsizliği filmdeki diğer karakterlerde de gözlemlemek mümkündür.

Feodor Dostoyevsky (1821-1881).

Nuri Bilge Ceylan; kötülük söz konusu olduğunda, filmleri değerlendirilirken atıf yapılan Dostoyevski ve kendisinin sık sık atıfta bulunduğu Çehov’dan da ayrışmaktadır. Dostoyevski’de kötülük, iyiliğe susamışlık biçiminde tezahür eder çoğu defa, iyiliğe dair keşif imkânları sunar. Yukarı çıkmak ancak aşağıda olmakla mümkün olduğu için karakterler yeraltına inmiştir. Oysa Nuri Bilge Ceylan’da kötülük değişmez bir evren olarak vardır. Bu evrenin sakinleri iyi olma iştiyakı taşımazlar. Dostoyevski’deki durum Çehov için de geçerlidir. Çehov karakterleri, taşranın tüm sıkıntı ve kısır döngüsüne rağmen mekânsal kötülüğün kendilerini yutmasına imkân vermezler. Serebryakov ve Andreyevna ilişkilerin sarpa sardığını düşündükleri anda gitmek gibi bir seçeneğe başvurmaktan kaçınmaz.  Oysa Nuri Bilge Ceylan karakterleri ancak kendi yabancılaşmış kişiliklerine yolculuk yaparlar. – Uzak’ta Mahmut, İklimler’de İsa- Ya da kusmanın fiziksel olarak yol açtığı rahatlama kadar bir ruhsal rahatlama sağlayacak mesafede bir yolculuk gerçekleştirirler.- Kış Uykusu’nda Aydın-

Nuri Bilge Ceylan Kötücülüğünün Karakteri ya da Kötülüğe Karşı Koymamak

Nuri Bilge Ceylan sinemasında kötülücül bir bakış mündemiçtir. Bu kötücül bakış, kötü bir evrende kötü karakterleri görür ve görünür kılar. Yönetmenin kötülüğe dair ısrarı ve bu ısrarın nedeni, yönetmenin kötülüğü görüp göstererek neyi hedeflediği önemli bir sorudur. Yönetmenin filmografisine hâkim olan bu kötücül yaklaşımı tahlil etme noktasında son filmi Kış Uykusu’ndaki bir tartışmaya dikkatleri çekmekte yarar var. Aydın’ın kız kardeşi Necla, Aydın’a kötülüğe karşı koymamanın ne anlam ifade ettiğini sorar. Aydın bu soruyu mantıksız bulur, önemsemez; ardından da çok derine inmeden ifadenin birinci anlamı üzerinden oldukça sığ, retorik düzeyde yorumlar yapar. Bunun üzerine Necla soruyu biraz daha açıp “Kötülüğe karşı koymamayı davranışlarımızın temeli yapsaydık nasıl bir yaşantımız olurdu?” diye sorar. Aydın bu durumda kötülüğün yeryüzünü kaplayacağını ifade eder. Necla bu yorumu kolaycılık olarak değerlendirir ve konuya dair tezini açıklar. Ona göre kötülüğe bakışımızda bir tür sahtekârlık vardır. Kötülüğe karşı koymamak ve kötülere kötülük yapmaları için fırsat vermek, kötülüğün son bulması için bir seçenek olabilir. Kötüler, bu şekilde vicdanlarıyla baş başa kalıp kötülükten vazgeçebileceklerdir. Bu tartışmada Necla’nın ortaya sürdüğü fikirler, Nuri Bilge Ceylan’ın kötülüğe dair yaklaşımını özetler niteliktedir. Şöyle ki yazıda değindiğimiz gibi filmlerinde birçok karakter farklı kötülükler yapmaktadır. Yönetmen karakterlerine kötülük yapma noktasında oldukça fazla imkân tanımaktadır. Hatta kötülüğün yaygın aurayı oluşturup filme hâkim olduğuna da şahit oluruz. Necla’nın tezinin adeta uygulayıcısı olan yönetmenin, tezi doğrulayıcı sonuçlar aldığını söylemek ise oldukça zordur. Zira ilk filmlerinden itibaren kötücül bir evren inşasında bulunan ve karakterlere kötülük yapma özgürlüğü veren yönetmenin bugüne kadar iyiliğe dair hiçbir işaret vermediği, kötülüğün ve kötü karakterlerin artarak film evrenine hâkim olduğu su götürmez bir gerçektir.

Nuri Bilge Ceylan’ın kötülüğe yönelik tavrı ile ilgili olarak nihilist bir yapı gösterdiğini söylemek, doğru fakat kolaycı ve eksik bir yorumdur. Zira nihilizm, özellikle Nietzsche ile kötücül tavrını sorgulamış ve değiştirmiştir. Kötülük, iyiliğin yollarını keşif imkânı sunmuştur. O halde tam anlamıyla nihilist olmayan, çokça benzetildiği Dostoyevski ve filmlerinde eserine atıf yaptığı Çehov’dan da ayrı bir yerde duran Nuri Bilge Ceylan’ın kötülüğü, nasıl bir karakter taşımaktadır? Cevap, Nuri Bilge Ceylan’ın bakışında ve ışık sızdırmayan karanlığında gizlidir. Kötülüğe karşı koymadan, karakterlerine kötülük yapma imkânı vererek inşa ettiği kötücül evrenin, nevi şahsına münhasır bir sakinidir o.

Okuma Tavsiyesi:

  • Nurten Kiriş Yılmaz, “Kötülük Probleminden Schopenhauer Kötümserliğine”, tabula rasa felsefe&teoloji, Yıl 9, Sayı: 25-26/Ocak-Ağustos 2009, Isparta, 2012.
  • Nurten Kiriş, “Tarihsel Olarak Kötülük Problemi ve Çözüm Yolu Olarak Teodise “, FLSF (Süleyman Demirel Üniveristesi Felsefe Bölümü Dergisi), sayı: 5, 2008 Bahar, s. 81-99.
  • Felsefe Sözlüğü, Ahmet Cevizci, Paradigma Yayınları, İstanbul, 2013
  • Varoluş Filozofları, Ed. A. Kadir Çüçen, Sentez Yayıncılık, 2015
  • Taşrada Var Bir Zaman, Ed. Z. Tül Akbal Süalp, Aslı Güneş, Çitlembik Yayınları, 2010
  • Yönetmen Sineması/ Nuri Bilge Ceylan, Haz. Ayşe Pay, Küre Yayınları, Kasım 2009
  • Enver Gülşen, Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu, Ayine Dergisi, sayı 6-7 Haziran- Kasım 2014 s.158
  • Anton Çehov, Büyük Oyunlar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Temmuz 2013

Feodor Dostoyevsky