Ev  /   SİNEMA KUTSAL İLİŞKİSİ

SİNEMA KUTSAL İLİŞKİSİ

Sanatın mahiyetini ve anlamını belirleyen şey, sanatçının yöneldiği ufuktur. Hakikatin izini süren sanatçı zorlu bir sürecin sonunda, hakikat ışımalarına muhatap olup değerli bir sanat eserleri ortaya koyar. Yine sanatçı gerçeğin izini sürüp gerçekçi bir sanat eseri de var edebilir. Yahut daha çok politik olanla sınırlı bir ufka bakıp genellenmiş ve gerçeklik halini almış daha ‘donuk’ bir içerik ile eserini meydana getirebilir.  

Türkiye söz konusu olduğunda gerek sanat tartışmalarının ve gerekse meydana getirilen eserlerin gerçeklik düzleminde ve daha çok politik alanın sınırları içerisinde yapıldığını görüyoruz. Yaşamla temâsı, en fazla sanat olan sinemanın dahi, politik söylemlerden çokça etkilendiği, görülmektedir. Bundan birkaç yıl önce Türkiye’deki reel politik koşulların ürettiği “çözüm süreci” söyleminden hareketle, Türkiye’de yaşayan Kürt halkının dertlerini, yaşamını konu edinen birçok film yapıldığına şahit olduk. Sürecin bitmesi ile bu konuda yapılan film sayısında azalmanın olduğuna da. Geçtiğimiz sene vizyona giren İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin Hz. Muhammed Allah’ın Elçisi filminin de reel politiğin ürettiği konjonktürel yorumlarla ve tepkilerle karşılandığını düşünüyorum. Filmin, film sanatı açısından Peygamber Efendimizin yaşamını nasıl bir yaklaşımla ortaya koyduğu, ne tür bir sinematografi ile konuya yaklaştığı konusunda çok az fikir beyanı oldu. Buna rağmen filmin kesinlikle izlenmemesi yönünde oldukça katî açıklamaları da gördük. Özellikle filmin ret edilesinde politik yaklaşımların etkili olduğunu düşünüyorum. Oysa Mecid Mecidi’nin hakikati ufuk edinen değerli bir sinemacı olduğu hepimizce malumdur. Oldukça naif ve lirik üslup tercih eden Mecidi’nin bu filmde tercih ettiği epik anlatım biçiminin üslubunda meydana getirdiği değişimi fark ederek filme baktığımızda, yapılanın hem film sanatı açısından hem de Peygamber Efendimizi konu edişi açısından değerli bir çaba olduğunun altını çizmemiz gerekiyor.

Gerek ülkemiz ölçeğinde ve gerekse küre ölçeğinde yaşananların her şeyi politize ettiği bir dönemde, sanatın –özelde sinemanın- mahiyetini, nasıllığını konuşmak; nafile bir çaba gibi algılansa da, karşı devrim olarak sanatın önemine binaen sürdürülmeli. Türkiye gibi normlarına nüfuz etme melekeleri zarar görmüş, formlar üretecek veya var olan formları dönüştürebilecek güçten uzaklaşmış bir ülke için, böylesi tartışmalar hayati bir önemde ayrıca. Özellikle günün düşünce ve sanat üretme aracına dönüşen sinema üzerine düşünmek, formu tanıyıp normlarımız doğrultusunda doğru kullanmak oldukça önemli. Bu değerli çabanın ilk aşamasında sanata reel politikten bağımsız yaklaşma çabasını koymak gerekiyor. Zira politik olana malzeme olan bir sanattan eser vücuda gelmesi zordur. Politik olanla araya mesafe koyduktan sonra elimizde gerçek- hakikat kalacaktır. O halde hakikat, genelde sanat özel de ise film sanatı ile nasıl dile gelebilir? Sorulması gereken hayati soru budur.

Film sanatının hakikatle teması şiirsel bir ışımaya yol açar. İyi film şiirsel özden çok da uzak değildir. Hatta bir film, yazılı dile ihtiyaç duymadan algı düzlemini aşan bir düzeyde şiirsel bir tecrübe yaşatabilir. Bu noktada söz konusu şiirsel tecrübeyi yaşatacak, hakikat ışımaları içeren bir filmin nasıl olacağı sorusu önem kazanır? Bir film nasıl şiirsel olur, hakikat ışımalarını tecrübe ettirir? Bu soruların özellikle inanan insan için başka bir sorulma biçimi, sinema kutsal ilişkisinin nasıl sağlıklı kurulacağıdır? İslamiyet söz konusu olduğunda tasvir yasağı gibi bir kaideyi sanatın merkezinde tutan bir dinin sınırlarında kalıp temsil etme biçimleri geliştirmesinin zorluğu su götürmez. Fakat doğru sorularla yola koyulmak yararlı olacaktır ki şiirsel olanı tarif cevaplar bulmaktan çok doğru soru sormakla olur.

Sinema ile kutsal temsili konusunda, şu soruların film yapma sürecine yayılması doğru dili bulmak konusunda yararlı olacaktır:

İslam, varlığa hangi seviyeden ve nasıl bakmayı önerir?

İslami duyarlıktan neşet etmiş sanatlar, nasıl görme biçimleri içerir?

İslami görüş ve duyuş, ne tür bir anlatı biçimine dönüşebilir?

İslam nasıl bir zaman algısı önerir ve o zaman algısı sinemada nasıl bir ritme denk gelir?

İslam’ın tenzihi içeriği sinematografi ile teşbihi düzleme nasıl aktarılabilir?


Filmin hikâyesi, sinematografisi ve ritminin yani filmden hâsıl olan zaman hissinin sorulara cevap arar nitelikte olması, sinema- kutsal ilişkisine dair ön açıcı tespitlere, yaklaşımlara yol açacaktır. Fakat kutsiyetin- hakikatin bütüncül yapısı, cüzü ile küllünü; küllî ile cüzünü izhar etmesi durumu, cevap arama biçimine yönelik bir zorluğu da beraberinde getiriyor. Aklî melekelerin işlediği deneysel çabalardan çok, kalbî bir bakışın filme nüfuz etmesi gerekiyor. Ancak kalpten filme, oradan da hakikate bakan bir sinemacının karşısında ciddi bir sınav vardır. Ve o sınavın tüm soruları da benlik -nefs- konusundan çıkar.



geleneksel-turk-sanatlari-busra-erimli-690x460
critique-andrei-roublev-tarkovski2
340134.jpg-r_1280_720-f_jpg-q_x-xxyxx